NurPlast
28.07.2013 | A+ | A-

Herkes Nurcuları yuhalıyordu

Geriye Dönmek Yok
Geriye Dönmek Yok

 

TESEV Başkanı Can Paker’in ‘Geriye Bakmak Yok’ isimli biyografi kitabı, gazeteci-yazar Fatih Vural imzasıyla raflardaki yerini aldı. 71 yıllık ömrüne iş, sanat ve siyaset dünyasından onlarca dostluk sığdıran Paker, “Türkiye’nin esas toplumsal yapısı olan Kürtler ve Müslümanları bastırarak kendilerine mahsus bir zümre yarattılar. Çiftlik balığı bunlar. 90 yıldır devlet tarafından beslendiler.” diyor.

 

Kafkas kökenli bir anne ile Selanik göçmeni bir babadan dünyaya geldiniz. Bu durum ileriki hayatınıza çok kültürlülük olarak mı yansıdı, yoksa kendinizi öteki olarak mı hissettiniz?

İspanya göçmeni olduğumuza dair bir tevatür var. Babamla ne Sabetayizm'i ne de dini meseleleri konuşurduk. Eskişehir'de yetişmem Anadolu kültürünü yakından tanımama, sınıfsal farklılıkları gözlemlememe yardımcı oldu. Sabetayizm'i neredeyse 45 yaşına gelince duymuştum.

Sefarad olup olmadığınızı araştırma ihtiyacı hissetmediniz mi?

Hiç merak etmedim. Nereden gelirsem geleyim geriye bakmam. Benim yerime başkaları bunu yapmaya kalkıştı. Onlar da yalan yanlış şeyler yazdı.

İncitti mi sizi, ‘dönme' yakıştırmaları?

Önce hiç umursamadım. Fakat bir süre sonra siyasi malzeme olarak kullanılmaya başlandı. ‘Dönme' dediler. Rahşan Ecevit, Kemal Derviş ve ben bir klikmişiz ve hepimiz dönmeymişiz. Bu yapı içinde ben başbakan oluyormuşum…

Eskişehir yıllarınızda daha çocuk bir yaştayken Risale-i Nur okuyanların mahkemelerde sürünmesine tanıklık ediyorsunuz. Bu tanıklık, zihninizde, 'Türkiye'de adaletin olmadığını ilk kez o gün hissettim.' şeklinde bir şimşek çaktırıyor. Bir çocuk için iddialı bir yorum değil mi bu?

Herkes mahkemeye götürülen elleri kelepçeli Nurcuları yuhalıyordu. Ben de merak ettim. ‘Kim bunlar?' diye sordum. ‘Nurcular' dediler. ‘Ne yaptı bunlar?' dedim. ‘Çok kötüler' cümlesinden başka bir şey söylemediler. Biraz araştırıp Risale-i Nur okuyunca gerçekte kötü olmadıklarını anladım ve ‘Burada bir adaletsizlik var.' dedim.

Menderes'in torpiliyle High School'a yazılıyorsunuz ama sizin torpiliniz ilerleyen yıllarda Abdullah Gül'ün kızını başörtülü olarak Sabancı'ya aldırmaya yetmiyor.

Yetmedi doğru. Asker sivil bürokrasinin kurduğu yapının sonucuydu bu. Tosun Terzioğlu, 'Yapamam, YÖK okulu kapatır.' dedi. Mesele iktidar olmak değil. AK Parti'nin muktedirliği 27 Nisan'dan sonra başlıyor. O da tam olmadı aslında hem yargı hem de asker açısından.

'Yabancı okullarda eğitimini tamamlamışsan Türkiye'nin önde gelen insanlarından biriydin. Çatal tutmasını bil, şarabın renginden anla yetiyordu…' şeklinde bir cümleniz var kitapta. Böyle bir ortamda nasıl oldu da yerli kalmayı becerebildiniz?

Bunun bir değer olup olmadığını hep sorguladım. Bazı arkadaşlarım vardı. Kıyafetlerinin markası üzerinden birbirlerine üstünlük taslarlardı. Beni bunlar hiç ilgilendirmedi.

Bugüne kadar Türk bürokrasisi ile ilgili hep şöyle bir algı vardı. 'Bizi yönetenler hep yabancı okullarda yetişti. Bu yüzden halkı anlamıyorlar.' Bu tespit, yukarıdaki cümlenizle ilgili değil mi?

Kötü yönetimin, halka yabancılaşmanın kaynağının askerlerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Asker sivil bürokrasisinin Türkiye'deki siyasete egemen olmasına bağlıyorum. Türkiye'nin esas toplumsal yapısı olan Kürtler ve Müslümanları bastırarak kendilerine mahsus bir zümre yarattılar. Kim o zümre? Lisan bilecek, şarabın renginden anlayacak, Batılı olacak, iş yaptığında devlet onu koruyup kollayacak, o da devlete, özellikle askerlere destek olacak. Suni bir yapı bu. Çiftlik balığı bunlar. 90 yıldır devlet tarafından beslenmişler. Sonradan Anadolu'dan çıkanlar gerçek deniz balığı.

Eskişehir'in en zengin ailelerinden birine mensup Can, okumak için İstanbul'a geldiğinde bir anda taşralı oluyor.

O, görgüsüzlük değildi aslında. O dünyayı bilmemek beni rahatsız etti. Arkadaşlarımın Nişantaşı'ndaki evlerine gidiyorum. Evlerin içi heykellerle dolu, şaşırıp kaldım tabii.

Türkiye'de Sorosçu, ABD'de ise AK Parti yanlısısınız…

Haksız bulmuyorum bu yorumları! Soros'la hiç iş konuşmadım. Onlar benimle çalışmak için teklifler getirdi. Benim bir şartım vardı. ‘Para aldığım yere yaptığım araştırmanın hesabını vermem.' dedim. ‘Konuya mutabık kalırız ama bunun dışında hiçbir şeye karıştırmam sizi.' şeklinde bir şart koştum. Bu, yıllarca böyle sürdü. TESEV'in çok radikal konulara el atması, asker sivil ilişkileri, din, devlet, toplum ilişkilerine yönelmesi, dokunmaya cesaret edemediği konulara girdiği için vakfı yıpratmaya çalıştılar. Benim için paranın nereden geldiği önemli değil. Nerelere harcandığı önemli. Gerek TESEV'de, gerekse Açık Toplum Enstitüsü'nde bu geçerli. ‘Soros ihtilal yapıyormuş dediler. Yıllık vakfa milyonlarca TL para aktarıyormuş dediler…'

Belki ihtilal yapmadı, ama AK Parti'ye verdiğiniz destek yüzünden sizinle yollarını ayırdı.

Çatışma sürecinde Soros çok etkili değildi. Açık Toplum'un Genel Direktörü Aryeh Neier daha etkiliydi. Bunu bilerek söylemiyor, sadece tahmin ediyorum. Türkiye'den bir grup oraya gitmiş olabilir. Onların tesiri altında AK Parti'ye muhalefet etmek istediler diye düşünüyorum.

Sizin de katıldığınız bir toplantıda, o dönemde Boğaziçi Üniversitesi'nde profesör olan Tansu Çiller, size 'Cancağızım, ben siyasetten hiç anlamam. Ne olur söyler misin, bunların hangisi doğru söylüyor?' diyor. İki yıl sonra Çiller'in Türkiye'ye başbakan olması en çok da sizi şaşırtmıştır herhalde.

Evet şaşırttı. Ama Tansu çok ihtiraslı ve zeki bir kadın. Taşları nerede oynatacağını gördü.

İyi hamleler yapabildi mi?

Dörtte bir doğru, dörtte üçü yanlıştı.

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Tayyip Erdoğan'la ilk olarak Bülent Eczacıbaşı'nın evinde görüşüyorsunuz. Misafirler Erdoğan'a laiklik üzerinden yükleniyor ve siz daha önce hiç tanımadığınız Erdoğan'ı niçin savunma ihtiyacı hissediyorsunuz?

Tayyip Bey'i müdafaa etmedim ki, aklımdaki fikri müdafaa ettim. Adam yeni seçilmiş. Sırf Müslüman diye üzerine gitmenin bir anlamı yok.

Başbakan Erdoğan niye Can Paker'i seviyor peki?

Fikrini satmayanları seviyor sanırım. Dik duranları seviyor. Ben de onu çok seviyorum. Türkiye'de iki iş yaptı. Gerisi bana vız gelir. Üç çocuk diyormuş, içkiye de şöyle diyormuş, çok sert konuşuyormuş… Cumhuriyet tarihinde hiç kimsenin yapamadığı iki iş yaptı. Askerleri içeri soktu, Kürtleri tanıdı. Gerisi benim için boş.

Sizin özel olarak Kürt meselesine ilgi duymanız hangi yıllara rastlıyor?

İlk Kürt ismini Berlin'de duydum. Bir kültür gecesi düzenleyeceklermiş. Kürt kim? Kültürleri ne? diye düşündüm. Çok şaşırmış, inanmamıştım. Gecelerine gittim, şarkılarını dinledim. Tabii sonrasında yöneticilik işin içine girdi. 1990'lara kadar ciddi bir şekilde bu meseleyle ilgilenemedim.

Son birkaç ayı göz önünde bulundurursanız açılımla ilgili kaygılarınız arttı mı?

Temelde kuşkularım var ama iki taraf da çözüm istiyor. Abdullah Öcalan'ın çok ciddi bir iradesi var. Özellikle Doğu'da çok daha iyi bir hayat sürme umudu var. Çünkü insanların milli gelirden aldıkları pay yükseliyor. Konuştuğumuz analar, ‘İki oğlum öldü, iki oğlum da dağda.' diyor. Tek bir dertleri var, geride kalan evlatlarına daha iyi bir hayat sağlayabilme hayali.


Hayatımı yazsam, ‘Ulan adam kendini övmüş’ derlerdi!

Bir insanın hayatını başkasının kaleminden okuması nasıl bir duygu?  

Kendi hayatımın bu kadar ilginç olabileceğini düşünmemiştim. İnanılmaz bir disiplin ve emekle ortaya ilginç bir kitap çıktı.

Siz kendi hayatınızı yazmaya cesaret mi edemediniz?

Hem zaman bulamadım hem de kendi hayatım olduğu için belki de yazılmaya değer değildi.

Kitabı başkasının yazması daha mı prestijli oluyor?

Belki de... Kendim yazsam, ‘Ulan adam kendini övmüş.’ derlerdi. Ayrıca yazar, bazı noktalarda beni eleştirdi ve objektif davranmaya çalıştı.


 

Zaman



BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP